İnsan, stresle şekillenmiş ve stres yanıtlarına uyum sağlayarak varlığını sürdürebilmiş bir canlıdır. Bu nedenle stresi yaşamımızdan tamamen çıkarmak mümkün değildir.
Oksijen en büyük stres kaynaklarından biridir; çünkü enerji üretmek, yani nefes almak, düşünmek ve sindirmek hücrelerde oksidatif bir maliyet yaratır. Bu da “paslanma” olarak bilinen oksidatif strestir. Belirli bir düzeyde oksidatif stres hücrelerin sağlıklı işleyişi için gereklidir, yani bir miktar pas aslında faydalıdır.
Yerçekimi de benzer şekilde bedenimize yük bindiren bir stres kaynağıdır. Kaslar ve kemikler bu yükle varlığını sürdürür. Nitekim yerçekimsiz ortamda yaşayan astronotlarda hızla kemik erimesi görülür. Bu yüzden doktorların kemik sağlığı için önerdiği yürüyüş, kas ve kemikleri yeterli düzeyde strese maruz bırakmayı amaçlar.
Fizyolojik Açıdan Stres
Stresle ilgili anlamamız gereken en önemli noktalardan biri, vücudun strese iki farklı şekilde yanıt vermesidir. Bunlardan ilki sinir sistemi üzerinden, ikincisi ise hormonların devreye girmesiyle gerçekleşir. Bu süreçte özellikle böbrek üstü bezlerinden salgılanan kortizol ve adrenalin önemli rol oynar.
Otonom sinir sistemi; kalp atışı, vücut sıcaklığı, kan basıncı, solunum, sindirim ve daha pek çok otomatik fonksiyonu düzenler. Bu sistemin “açma düğmesi” sempatik sinir sistemidir ve stres anında etkinliği artar. “Kapatma düğmesi” ise parasempatik sinir sistemidir. Böylece stres yanıtı dengelenir.
Stres, çoğunlukla kişinin kapasitesinin ötesinde zorlandığını hissettiği, duygusal sıkıntı yaratan ve vücudun denge (homeostaz) halini bozan bir durumdur. Aşırı stres zamanlarında, örneğin yoğun baskı altında ya da aşırı egzersiz sonrası, vücut daha yüksek seviyelerde kortizol salgılar.
Kortizol, kas gelişimi için önemli bir hormon olan testosteronun salınımını baskılar. Ayrıca vücudun hızlı enerjiye duyduğu ihtiyacı karşılamak için kas proteinlerini parçalayarak glikoza dönüştürür. Bu süreç, kas kaybı yani kas atrofisi olarak bilinir.